Okulun bunu başarabilmesi için yalnızca sınavlara öğrenci hazırlayan bir yer olmaktan çıkması gerekiyor. Çocukların sürekli rekabet ettiği, hata yapmaktan korktuğu ve arkadaşını rakip gördüğü bir eğitim ortamı toplumsal güveni güçlendiremez. Grup çalışmaları, tartışma kültürü, akran dayanışması, öğrenci kulüpleri ve toplumsal sorumluluk projeleri bu nedenle “ek etkinlik” değil, güven eğitiminin temel parçalarıdır.
TGSS verilerinden yapılan analizler de aynı mesajı veriyor. Komşularıyla haftada en az bir kez görüşenlerde mahalleye güven yüzde 36’ya çıkarken, komşularıyla yılda birkaç kez veya daha seyrek görüşenlerde yüzde 18’e düşüyor. Demek ki güven; anlatılarak değil, temas ederek, birlikte üreterek ve ortak sorunları çözerek gelişiyor. Okullar, tam da bu deneyimin kurulabileceği en güçlü kamusal alanlardır.
