Öğrencilerin yüzde 81’i, yöneticilerin öğretmen yetersizliğinin eğitimi aksattığını bildirdiği okullarda öğrenim görüyor. Ayrıca öğrencilerin yüzde 24’ü eğitim materyali, yüzde 14’ü ise bina, ısınma ve okul bahçesi gibi fiziksel altyapı eksiklikleri bulunan okullarda okuyor.
Bu veriler öğretmenleri sorumlu tutmaktan çok, öğretmenlerin ve okulların ihtiyaç duyduğu insan kaynağı ile donanım desteğini güçlendirmemiz gerektiğine işaret ediyor.
6. Hangi okula gittiğiniz hâlâ fazlasıyla önemli
Türkiye’de okullar arası başarı farkı OECD ortalamasının üzerinde.
Özellikle matematikte okul türleri arasındaki puan farkı 206’ya kadar çıkıyor. Bir öğrencinin başarısının devam ettiği okul tarafından bu kadar güçlü biçimde belirlenmesi, PISA 2025’in üzerinde en fazla düşünülmesi gereken sonuçlarından biri. Ortalama puanı yükseltmenin yanında, her okulda benzer öğrenme imkânları sunmak da önceliğimiz olmalı.
7. Çocukların kendilerini güvende hissetmesi de başarı kadar önemli
Öğrencilerin yüzde 21,4’ü ayda birkaç kez veya daha sık en az bir tür akran zorbalığına maruz kaldığını belirtiyor. OECD ortalaması ise yüzde 20.
Kendisiyle alay edildiğini söyleyenlerin oranı yüzde 15,7, tehdit edildiğini belirtenlerin oranı yüzde 3,2. Siber zorbalığa ilişkin oran ise Türkiye’de ve OECD genelinde yaklaşık yüzde 3. Okul yalnızca akademik bilginin kazanıldığı değil, çocukların kendilerini güvende ve değerli hissetmeleri gereken bir yer.
Sonuç: Kutlanacak bir ilerleme, birlikte tamamlanacak bir yol var
PISA 2025, Türkiye’nin doğru yönde ilerleyebildiğini gösteriyor. Fen ve okumadaki yükseliş, matematikte kapanan fark ve dezavantajlı öğrencilerin güçlü performansı gerçekten umut verici.
Şimdi bu başarıyı kalıcı ve daha kapsayıcı hâle getirme zamanı.
Bunun yolu; öğretmen ve çocuğun gittiği okulun kaderini belirlemediği bir eğitim sistemi kurmaktan geçiyor.
Çünkü gerçek başarı yalnızca ülke ortalamasının yükselmesi değil, her çocuğun bu yükselişin bir parçası olabilmesidir.
