Fındık ekonomisi, Türkiye ekonomisinin bir parçası olduğu kadar değişimlerini de gösteren nirengi noktalarını üzerinde taşır. Türkiye ekonomisinin tarihsel gelişme sürecinin bir parçası olarak fındık ekonomisi ile örgütlenme biçimi dikkatle ve özenle ele alınmalıdır. Türkiye ekonomisinin ilk 6 yılı sonrasındaki 10 yılına devletçi yaklaşım ağırlığını koymuştur.
1940'lardan itibaren devletçilik ilkesinden sapma olmuş ise de 24 Ocak 1980 tarihine kadar ana eğilimde fazla değişiklik görülmediğini söylemek doğru olur. Hem Türkiye ekonomisinde hem de fındık ekonomisinde kesin kırılma, 24 Ocak'ta olmuştur. Bu kırılmadan sonra yaklaşık elli yılın içinde de birçok kez dönüşümler yaşanmıştır.
“Liberalleşiyoruz” masalıyla sömürünün artırılması, tüm sosyal hakların azaltılması, ekonomik, siyasal hakların törpülenmesi, toplumsal kesimlerin örgütsüz bırakılması ve toplumun cahilleştirilmesi süreci eş anlı olarak yaşanmış ve yaşanmaya devam etmektedir. Türkiye ekonomisinin tarihsel gelişmesini dile getirmek değildir, amacımız. Bu genel çerçevenin içinde kırılmaların, dönüşümlerin ve gelişmelerin, fındık ekonomisini nasıl etkilediğini vurgulamaktır.
***Daha önce de vurgulandığı gibi Cumhuriyet öncesinde de sonrasında da ülke tarımında, özellikle fındık, kuru incir gibi ihraç ürünleri üzerinde yabancıların sömürüsü sürmüştür. 1935 yılına kadar ithalatçı, aracı ve işbirlikçi üçlüsü fındık üreticisini iliklerine kadar sömürmüştür. 1935 yılında 2834 sayılı Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri Hakkında Kanun yaşamımıza girmiştir.
Bu yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte ilk önce incir, sonrasında da fındık ürünlerinin pazarlanması amacıyla faaliyet gösteren kooperatifleri ve birlikleri görmekteyiz. Neden incir ve fındık dediğinizde de, dönemin en önemli ve en değerli tarımsal ihraç ürünü olmalarıdır. Bu nedenle yabancıların sömürüsünün azaltılması, üreticinin ve ülkenin gelirinin artırılması hedeflenerek kooperatifler kurulmuştur.
Kuruluştan itibaren bu konuda başarı sağlandığını da belirtelim. İncir ve fındıktan sonra kuru üzüm, pamuk ve diğerleri için de kooperatifler kurulmuştur. Her birinin ihraç ürünü olarak değerlendirildiğini, ülkemize önemli döviz sağladığını da anımsamalıyız.
Hatta bu ihraç ürünlerinin, ülkemizdeki sanayi yatırımlarına larının büyütülmesi, üreticinin gelirinin artırılması ve yabancı üreticilerle eşit gelire sahip olmalarının sağlanması hedefine ulaşılmıştır. Bu gerçekliği asla unutulmamalıyız. Fındık ekonomisinin en önemli dönüşümlerinden biri 1962 yılından itibaren fındık başta olmak üzere ihraç edilebilen ürünlere taban fiyat uygulamasıyla üreticinin geliri daha fazla artırılırken dikim alanlarının genişlemesine de neden olunmuştur.
Üretici, 1980 yılına değin hem gelir hem de verimliliği artırma yönünden bahçesine sahip çıkmış ve bakımını bizzat yapmıştır. Eş zamanlı olarak yapay gübrelerin de verimi artırmak için kullanılmaya başlandığını anımsatmak isterim. 1980 yılındaki 24 Ocak kararlarının fındık başta olmak üzere tarımsal ürünlere ve tarım örgütlerine etkisi hemen görülmemiştir.
Yalnızca ekonomik bünyelerinin dayanıklılığını sağlamak üzere gereksiz olarak artırılmış olan çalışan sayısının azaltılması ile yetinilmiştir. Ancak, çok kısa bir süre sonra 1984 ve 1986 yılında ilk önce yetki kanunu ve kanun hükmünde kararname ve sonrasında da 3186 sayılı Kanun ile her şey üreticinin aleyhine dönmüştür. 2000 yılında da 4572 sayılı Kanun yürürlüğe girmiştir.
1980 yılında kadar kamu otoritesi üreticinin korumasını yaparken, gelirinin artmasını sağlarken, 1980-2000 yılları arasında kararsız bir tutum takınmış ve siyasilerin baskısıyla destekleme alımları devam edebilmiştir. 2000 yılında 4572 sayılı Yasa ile tarım satış kooperatiflerinin ve birliklerinin kapısına kilit vurulurken üreticinin de korumasız biçimde ekonominin çarkları arasında ezilmesinin koşulları oluşturulmuştur.
2000 yılından bugüne değin yaşadıklarımız kamu otoritesinin üreticiden desteğini çekmesinin sonucunda oluşmuştur. Bugün ürünümüzü maliyetin altında satmak zorunda kalıyorsak bilinmelidir ki, emperyal güçlerin ülkemiz tarımının çökmesi için yaptıklarının somut sonucudur. 1999-2002 yılında uygulanan Kemal Derviş politikalarının yansımasıdır.
Günümüz iktidarının da bu politikaları acımasızca takip etmesi nedeniyle kölelik yaşamaktayız. Maliyetinin altında ürün satmak, kölelikten başka bir şey değildir. 1980-2000 arasındaki kararsız dönemden sonra kamu otoritesi, üreticiyi korumamaktadır.
Bu tespiti yapmak zorundayız. Çünkü hala birileri devletin üreticiyi korumadığı ve koruması gerektiği safsatasını dile getirebilmektedir. Bunun ham hayal olduğunu ilk önce üreticinin kavraması gerekir.
Bu kavrayıştan sonra başta Fiskobirlik olmak üzere ziraat odalarına sahip çıkma olasılığı oluşabilir. *** Özcesi, ağlanmakla olmaz, mevcut durumumuza ağlayalım ama örgütlenme bilincini oluşturalım. Özgücüne güvenmeyip başkalarından aman dileyenler kurtulamaz.
Kamu otoritesinin 2000 yılından sonra üreticiyi koruyup kollamaktan ve desteklemekten vazgeçtiğini algılamadan olmaz. Tarihsel ve sınıfsal olarak kamu otoritesi, tüm tarım üreticilerinden boşanmıştır. Eskiden devletin, sınıflar üstü olduğu iddia edilirdi.
Bugün itibariyle bunun gerçek olmadığını da bilmeliyiz. Üreticiler, tüm bu tarihsel gelişmeyi kavraması gerekli ve zorunludur. Fındık üreticileri başta olmak üzere tüm tarım üreticileri özgücüne dayanarak, işbirliği ve dayanışma içinde örgütlenerek haklarına ve ürünlerine sahip çıkmalıdır.
Kurtuluş buradadır.
