Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüzBiz neşâtın da gamın da rûzigârın görmüşüz Ne zaman mutluluk üzerine düşünsem, ilkin Divan şairi Nabi'nin ünlü beyti geliverir usuma. Üst üste birkaç kez mırıldanırım, dizeleri… Öznel düşüncemi açıklayayım. Bazı beyitleri itici bulurum bazı beyitleri çekici!
Bu beyit daima beni halesine çeker. Beyitte geçen hazan yani güz ve bahar sözcükleri değişmeceli anlam taşır. Nabi, biz yaşamın mutluluğunu, sevincini, neşesini de acısını, sıkıntısını, üzüntüsünü de gördük, diyor.
Beyitte bahar mutluluğu, sevinci, huzuru dile getirir; hazan acıyı, üzüntüyü, sıkıntıyı. Evet, yaşam düz bir çizgi değil; eğilip bükülür. Doğal akış içinde mutluluk da vardır, mutsuzluk da.
Sonuçta, su akar yatağını bulur. Mutlu olunan anlar, keyifli zamanlardır fakat sürekliliği yoktur. Cahit Sıtkı'nın “Zamanla nasıl değişiyor insan!” der.
Değişen insan gibidir mutluluk. An gelir mutlu olursunuz, an gelir mutsuz. Âşık Daimi'den alınan bir Erzincan türküsünde “Bir gülün çevresi dikendir hardır / Bülbül har elinden ah ile zardır / Ne de olsa kışın sonu bahardır / Bu da gelir bu da geçer ağlama” dizelerini tersten okuyunca bu kanıya varırsınız: Ne de olsa kışın sonu bahardır!
Bu türküde de kış, gözyaşını, acıyı, üzüntüyü simgeler; bahar sevgiyi, mutluluğu, huzuru. Nedir mutluluk? Türk Dil Kurumu sözlüğünde “Bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılmaktan duyulan kıvanç durumu, mut, ongunluk, kut, saadet, bahtiyarlık, saadetlilik” olarak tanımlanır.
Tanımda geçen kut, eski bir sözcüktür. Günümüzde, varlığını “ kutlu olmak ve kutlamak” olarak sürdürmektedir. Mutluluğun zıddı mutsuzluk!
Mutluluk huzur, mutsuzluk huzursuzluk! Yaşamında hiç mutlu olmayan bir başka söylemle bir an olsun mutluluğu tatmayan kişi var mıdır? Sanmıyorum!
Değişken bir ruh haline sahiptir insan. Günü gününe uymaz. Dolayısıyla mutsuzluk bir nehirdir, içe akar; mutluluk bir ırmaktır, dışa akar.
Mutsuz insan içine kapanır; mutlu insan dışa açılır. Bir başka söylemle mutsuzluk içkindir; mutluluk aşkın! Garip (Birinci Yeni) şiir akımının önemli temsilcilerinden biri olan Oktay Rıfat'ın “Karıma” adlı şiirinde yer alan “Mutluluk bir çimendir bastığın yerde biter” dizesine bayılırım!
Bir eşe duyulan saygıyı, derin sevgiyi, sıcak bağlılığı daha güzel, daha etkili nasıl dile getirebilirsiniz? Bu dize beni hem rahatlatır hem huzurlu hem de mutlu kılar. Mutluluk çimen benzetmesi çok anlamlı gelir, bana.
Söz konusu eş yani can yoldaşı ise bastığı yerde çimenlerin bitmesi özgün, hoş bir imge. Çimen hem tazeliği hem güzelliği hem sevgiyi hem yaşama sevincini hem de mutluluğu simgeler. Çimenli, çiçekli bir ortamda bulunup da huzurlu olmamak mümkün mü?
Mutluluğu bu kadar içten, bu kadar güzel, bu kadar derin daha nasıl anlatabilirsiniz? Yazıya Divan şiiri ile girdik. Yine, bir başka Divan şiirinde mutluluğun izlerini arayalım.
İşte Nedim! İşte, şarkı türünde yazdığı şiirinden unutulmaz iki dize: “Bir safâ bahşedelim gel şu dil-i nâ-şâda”; “Gülelim oynayalım kâm alalım dünyadan” Nedim, üzüntüyü, acıyı bir kenara bırakalım. Mutluğun peşine düşelim.
Gülelim, eğlenelim, oynayalım yaşamın keyfini çıkaralım, mutluluğa erişelim, diyor. Buna itirazı olan var mı? Yok, diyemem.
Mutlaka vardır. Benim de çekincelerim, kaygılarım oluyor zaman zaman. Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki mutlu olduğumuz anlardan çok mutsuz olduğumuz zamanlar oluyor.
Demek ki her şey yazılıp çizildiği gibi değil! Bu konuda Ömer Hayyam'a kulak verelim mi? Ne diyor, büyük ozan: Aşk kitabını evirdim, çevirdimBir adam konuştu kitabın içindenYüreği yana yana bir adam.Kimdir mutlu kişi, bilir misin?
Bir karısı olacak, ay gibi güzel,Bir gecesi sürecek yıl kadar uzun Hayyam, mutlulukla sevgi arasında sıcak bir bağ kuruyor. Mutluluk yaşamı güzelleştiren taklı bir haz, derin bir sevgidir. Belki kısa bir andır fakat ruhu ay gibi güzeldir; etkisi yıl kadar uzun bir gecedir… Huzurdur, mutluluk; hoşluktur, coşkudur.
Mutluluk kavramına bir başka açıdan yaklaşır Hintli ozan, düşünür Sri Chinmoy ve şöyle seslenir: Akıl mutluluğu kovalar. Kalp mutluluğu yaratır.Ruh mutluluğun kendisidir ve her yere mutluluk yayar. Akıl, sürekli mutluluğu arar; sürekli mutluluğun ardına düşer.
Oysaki duyguların merkezi, sevgi, şefkat, merhamet pınarı kalptir. Mutluluk kalbin çiçek açan ağacı; coşan, taşan ırmağıdır. Mutluluk ruhun ışığıdır.
Çiçek açan ağaç da, coşan ırmak da, ışık da mutluluğun simgesel birer iz düşümüdür. Kendi adıma çiçekli ağaçları, taşıp coşan ırmakları, günün ilk anlarında karşı tepelerden süzülen ışıkları görünce derin bir haz duyar, mutlu olurum. Bazen ağaç simgesi üzerinden kurgularım, mutluk ya da mutsuzluğu.
Mutluluğu yemyeşil kocaman bir çınara; mutsuzluğu kurumuş bir çama benzetirim. Eskiler mutluluk yerine saadet sözcüğünü kullanırlardı… Her ikisi de aynı kapıya çıkar. Sevgi katıksız, yalın bir duygudur.
Karşı cinse duyulan sevginin açan goncası muttur. Bu sözcük Türkçe olup kut, kıvanç, mutluluk ve saadet anlamlarına gelir. Sevginin elinden tutan sevda bir başka kuttur!
Karşılıklı sevgide mutluluğun, kıvancın sınırı yoktur. Fakat bu her zaman böyle olmaz. Platonik yani tek taraflı, karşılıksız aşlar da söz konusudur.
Gönül kuşu yuvadan uçsa da ne yazık ki böyle aşkların sonu hüsranla biter. Şiirlerde, mutluluk bir özlemin, bir arayışın adıdır. Ozanlar, ilgi duyduğu, hoşlandığı, sevdiği kadınla romantik, duygusal ilişkiler içinde olmayı düşler.
Güzel hayalleri, tatlı beklentileri vardır. Duygularını dışa vurup içini dizelere de dökebilir. Şair Ahmet Kaçar da bu ozanlardan biridir.
Duygularını şiirle dışa vurur. Yaşamına renk katacak, ruhunu doyuracak, kendisini mutlu edecek kadını özler: Kaç seneler var ki ıssız evimdenİsterim bir çift göz yoluma baksınSesimi duyunca kalkıp yerinden Merdiven başında lambayı yaksın.İçim ürpermeler dolsun görünceElleri elime değmeden önceIslak gözlerini bana dönünceBakışı kalbimde bir iz bıraksın… Bu sıradan bir kadın değildir; duygusal, romantik, insanı anlayan, Ahmet Haşim'in diliyle söylersek “dilde tenvim-i ıztırabı bilen” yani iç sıkıntısını anlayabilen, gönül almasını bilen duygulu bir kadındır.
Dolayısıyla Kaçar'da bakışları kalbinde iz bırakan romantik bir kadın arayışı, bir ıslak bir kadın özlemi vardır. İşte bu mutluluğu arayan ozanın dizelerle biçimlendirdiği bir başka resmidir. Mutluluğu yani saadeti böyle ince ruhlu, duygusal bir kadınla tatmak, yaşamak… Sıra dışı bir kadındır, bu.
Nasıl mı? Yanıtı dizelerde: Sevinci renk versin biten günümeIşıktan gölgeler düşsün önümeMavi derinlikte yeşil bir kümeSaadet yıldızı sonsuza aksın. Dörtlükte betimlendiği gibi yıllarca böyle bir kadın özlemi ile yaşadı, Kaçar; yıllarca böyle bir saadet (mutluluk) düşledi.
Biten gün ile insan arasında sıkı bir bağlantı vardır. Gün içinde çalışıp didinen insan gün bitiminde yorgun düşer. İşte bu anlarda, duygusal bir kadının sevinci biten güne renk verebilir; varlığı, âşığın önüne ışıktan gölgeler düşürebilir… Ne var ki Kaçar'ın düşlediği, derin özlem duyduğu kadın ne bir saadet yıldızına dönüştü ne de sonsuza katı.
Ne var ki hayatın durmaz akışı içinde, düşlediği kadının ince bakışı, daima içinde sakladığı, asla unutamadığı bir duygu seli olarak çağladı. Duygularını vurdu dizelere: “Yıllarca içimde ben o bakışı / Sakladım saklamdım unutamadım” Bir başka şiirde saadet (mutluluk) yıldızı, zamanı simgeleyen bir kutup yıldızı olarak ortaya çıkar. Yıldızın akması zamanın geçmesini simgeler.
Ya durması! Bu ne anlama gelir? Zamanın durması ile Kaçar'ın iç dünyası arasında bir bağlantı sezerim..
Zaman durursa içindeki sevgiler, aşklar, beklentiler, özlemler, mutluluk kıvılcımları da bir anlamda duracak; Kaçar, yoğun, derin, duygu yüklü iç dünyası ile haşır neşir olacak! Fakat bu öyle değil! Ne zaman duruyor; ne sonsuzluk tükeniyor, ne yalanlar bitiyor.
Bu Kaçar'ın anlayamadığı, anlamlandıramadığı öyle bir zaman ki belki bir uyku hali, belki bir rüya! Kestirmek zor! İşte dizeler: Bir kutup yıldızı içimde zamanAktı mı durdu mu anlayamadımTükendi sonsuzluk bitti son yalanRüya mı uyku mu anlayamadım… Orhan Seyfi Orhun'un şiirinde mutluluk eşin çıplak ayaklarının bastığı yerde bir çimenken; Ahmet Kaçar'da tükenen sonsuzluk, biten son yalandır.
İlkinde ümit çiçekleri açarken ikincisinde soluyor… Ünlü düşünür, bilge Konfüçyüs “Mutluluk bir varış değil, bir yolculuktur. Pek çokları mutluluğu insandan daha yüksekte arar, bazıları da daha alçakta… Oysa mutluluk insanın boyu hizasındadır.” demiş. Ne anlamlı bir çıkarım değil mi?
Sözün özü, aşk bir dengedir ya da hassas bir terazi. Mutluluk da öyle! Dengeyi kurduğumuzda terazi mutluluğu tartar.
Dengeyi bulamazsak terazinin hassas ayarı bozulur…
