Avrupa Parlamentosu, 8 Temmuz 2026 tarihinde Yunan milletvekili Eleonora Meleti'nin sunduğu tasarıyı kabul ederek, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kadınlara ve kız çocuklarına cinsel şiddet uyguladığı iddiasına yer verdi. Türkiye bu kararı "yok hükmünde" ve asılsız olarak nitelendirip sert tepki gösterdi.Bu karar Avrupa Birliği'nin, Haçlı Parlamentosu gibi çalıştığını göstermiyor mu?Hâlbuki, Kıbrıs'ta asıl tecavüzcü ve katliamcı olanlar Rumlar!Kıbrıs'ta 1963 Kanlı Noel olaylarından 1974'teki Barış Harekâtına kadar olan süreçte Rum haydutların yaptıkları katliamlar ve Türk kadınlarına yapılan cinsel saldırılar bilinmeyen bir şey değil.
Gazeteci Özay Şendir'in belirttiğine göre, Avrupa Parlamentosu'nun iki ahlâklı milletvekili İtalyan Cecilla Strada ve Kıbrıslı Rum Giorgos Georgiou genel kurulda yaptıkları konuşmalarda 'Rum ayrılıkçı terör örgütü' EOKA-B'nin Türk köylerinde kadınları katlettiğini ve tecavüz ettiğini dile getirdiler!Ne yazık ki, bir Hıristiyan Kulübünden başka bir şey olmayan Avrupa Birliği bunu umursamadı bile!
Yunanistan'ın katliam ve tecavüz sabıkası!II. Dünya Harbi sırasında Arnavutluk'u işgal eden Yunan askerleri Haziran 1944'den Mart 1945'e kadar Çamerya'da 745 Arnavut kadına tecavüz etmiş! Yine aynı dönemde, 2.900 erkeği, 214 kadını ve 36 çocuğu katletmişler!
Bu dönemde 35 bin Arnavut mülteci konumuna düşmüş (rdusudur. Tarihinde böyle sabıkalar yoktur. Yunan ordusunun Anadolu'nun işgali sırasında ve 30 Ağustos Zaferi ile bozguna uğrayıp, kaçarken yaptığı zulüm yabancı devlet adamları tarafından da eleştirilmektedir.
Arnold Toynbee, Anadolu'ya gelip yerinde izlediği Türk-Yunan Savaşı'nda, Yunanlıların işgalini eleştirip, askerlerinin yaptığı vahşeti yazınca, Oxford Üniversitesi'ndeki kürsüsünden olur (Soner Yalçın, “Siz Kimi Kandırıyorsunuz!”, s.154)!Yunan askerleri, Anadolu'dan çekilirken, evleri önce yağmalamış ve sonra da yakmış, binlerce köylüyü öldürmüş, kadınlara ve kızlara tecavüz etmiş, insanları diri diri yakmıştır.
Araştırma Kurulu üyesi Maurice Chery, bu katliamlar için düzenlediği raporunun sonunda şu değerlendirmeyi yapmaktadır: “Kurul olarak, raporumuzu vermeye çalışıyoruz. Ben bu raporlarımın sonuna, şu sonucu eklemek istiyorum. Hem de, Fransız deniz teğmeninin sözlerini anıyorum.
'Yunanlılar son derece korkak.' Korkaklar, kendisini bir başkasının yeneceğini sanarak, ellerine bir fırsat geçirdiler mi, çok zalim olurlar. Yunanlılar, bize kitaplarda okutulan Helen uygarlığının vârisi değildirler. İstilâ orduları, girdikleri ülkelerde yerleşmek isterlerse, zulümden, işkenceden kaçınırlar.
Yunanlılar, buralarda bir gün yenileceklerini, kendilerinden öç alınacağını sezmiş olacaklar ki bu vahşeti işlediler” (Hasan İzzettin Dinamo, “Kutsal Barış”, Cilt I, s. 120). Evet!
Kahraman Ordumuza 'katliamcı ve tecavüzcü' diyen Yunanlıların geçmişleri böyle aşağılık sabıkalarla doludur ve gerçek odur ki Avrupa onların bu yüzünü bir türlü görmek istememektedir! Bu asil milleti, bir Haçlı İttifakı olan Avrupa Birliği'nin kapılarında daha ne kadar süründürecekler? Bizim kimlerle ittifak kuracağımızın işaretini Yüce Atatürk 1937 yılında kurduğu Sâdâbat Paktı ile vermiştir.
Biz Türklerin tarih boyunca bütün mücadelesi Batı ile olmuştur. Sultan Abdülhamid Batı'ya karşı hep mesafeli durmuş, Rusya ile dostluğa büyük önem vermiştir. Bizi Batı'nın dümen suyuna sürükleyen önce İttihatçılar ve sonra da İsmet Paşa'mızdır.
Menderes rotayı Sovyetler Birliği'ne kırmaya kalktığında, Amerika'nın icazeti ile yapılan 27 Mayıs 1960 askerî darbesi ile iktidardan indirilmiş ve idam edilmiştir. Bugün, Türkiye'nin yüksek menfaatinin, 'Batı'nın komplolarına karşı her daim müteyakkız olarak' Osmanlı'nın hinterlandındaki ülkelerle askerî ve ekonomik işbirliklerini geliştirmek olduğu iyi bilinmelidir.
Batı ile ittifak peşinde koşanlar Batı'yı hiç tanımamaktadırlar.
