1. Haberler
  2. Genel
  3. HERKESİN HAKLI OLDUĞU TEK MEMLEKET!...

HERKESİN HAKLI OLDUĞU TEK MEMLEKET!...

HERKESİN HAKLI OLDUĞU TEK MEMLEKET!...
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

HERKESİN HAKLI OLDUĞU TEK MEMLEKET!...
HERKESİN HAKLI OLDUĞU TEK MEMLEKET!...
veya linki kopyala

Öyle yüz yıl falan değil, bin yılda bir görülen olayların yaşandığı çok enteresan bir dönemden geçiyoruz…Bana göre bu çok enteresan dönemin en dikkat çekici özelliği, herkesin her yerde kendini haklı veya mazur görmesi!..Bakıyorsunuz, esnaf haklı; müşteri de haklı… Öğretmen haklı; öğrenci de haklı… Anne haklı; çocuk da haklı… Mağdur haklı; suçlu da haklı…Siyasetçi haklı… Seçmen de haklı… İktidar haklı… Muhalefet de haklı…Sosyal medyaya bakarsanız zaten orada haksız olan kimse yok!…Halbuki, ortada bir dava varsa haksız bir tarafın da olması lazım değil mi?Fakat, “haksız kim” diye sorduğunuzda, karşınıza ciddi bir sessizlikten başka bir şey çıkmıyor!…Aynanın karşısına geçip muhasebe yapan, “acaba yanlışı yapan ben olabilir miyim?” diyen kalmadı…Bir trafik kazası oluyor; iki sürücü de birbirini suçluyor… Bir aile tartışıyor; herkes karşı tarafın hatalarını sıralıyor…İşyerinde sorun çıkıyor; çalışan yöneticiyi, yönetici çalışanı suçluyor…Okulda problem yaşanıyor: öğrenci öğretmeni, öğretmen öğrenciyi…Vatandaş devleti, devlet vatandaşı… Siyasetçi toplumu, toplum siyasetçiyi…Maşallah, herkesin bir açıklaması veya bir mazereti mutlaka var…Ortalık, haklıların hazırladığı şu “sağlam dosyalardan” geçilmez oldu!…Borsadaki fon krizinin patlamasıyla birlikte, yoksulluktan mütevellit devlet bursu ile okuyan eski bir bakanın, on beş yıl gibi kısa bir sürede milyonlarca liralık birikim yaptığına ve bu birikimlerini üç ayda iki milyarlık bir tutara çıkardığına şahit olduk!…Bu hanımı bile haklı görenler çıktı biliyor musunuz?!…Adam diyor ki; “Her anne ve babanın gururla “benim kızım” diyeceği bu tertemiz kız çocuğunu, yarattıkları girdabın içine atmak ve millete taşlatmak sadece genç bir kızın zafiyeti olarak geçiştirilemez… İnsan iradesini ve ahlaki sınırlarını amansızca zorlayan bu yasal boşlukları üreten, denetimsizliği adeta sessiz bir kural haline getiren ve tertemiz hayatların önüne bir tuzak gibi kurulan bu çarpık sistemin kendisidir asıl suçlu ve esas günahkar!…”Allah'ım bu nasıl bir zeka!… Kırk yıl düşünsem asla aklıma gelmeyecek bir mazeret!… Asla akıl yürütemeyeceğim bir savunma!…Acizane, ben sadece şöyle düşünebiliyorum:Haklı olmak başka, “haklı olduğunu düşünmek” başka şeydir.Dahası, haklı olsan bile, bu sana karşındakini kırma, küçümseme, aşağı görme hakkı vermez…Arkandaki güce güvenerek, o gücü bir tehdit gibi kullanarak bunları yapamazsın!Her davranışı kendisine mubah görenler, alenen işlenmiş bir suçu kendi mahallesinde “zafiyet”, karşı mahallede ise “felaket” diye pazarlayanlar gölgesine saklandıkları gücün dışında bir değer tanımayanlardır…Bu sebeple onlar evrensel hukukun ilkeleriyle hareket etmezler, etmek istemezler…Çünkü evrensel hukuk yalnızca “Benim hakkım ne?” sorusuyla ilgilenmez.“Karşımdakinin hakkı ne?” sorusunu da sorar.Aslına bakarsanız, ahlak da öyledir vicdan da… Meseleye hukukla birlikte aynı noktadan yaklaşırlar…Medeniyet dediğimiz şey insanın elindeki gücü kontrol altında tutması, o gücü biraz sınırlayabilmesi değil midir?Haklı olduğu hâlde karşısındakini ezmiyorsa…Kazandığı hâlde kaybedenin hakkını gözetiyorsa…Hata yaptığında özür dileyebiliyorsa…Sağlıklı bir toplumda yalnızca hak aramak değil, “kendi sorumluluğunu da görebilmek” çok önemlidir…Eğitimin rolü de burada ortaya çıkıyor…Çocuğa yalnızca matematik öğretmek yetmez. Ona “sen de yanılabilirsin” diyebilmek gerekir… “Senden farklı düşünen herkes kötü değildir” diyebilmek gerekir… “Özür dilemek küçülmek değildir” diyebilmek gerekir.“Her tartışmayı kazanmak zorunda değilsin” diyebilmek gerekir.Son çağda, kendi hatasını göremeyen çocuklar yetiştirdik…Yanlışı veya doğruyu rüzgârın etkisine göre tanımlayan çocuklar…Bir toplum kendisini ne zaman düzeltir?Sosyologların “öz-düşünümsellik” dediği bir kavram var… İnsan yalnızca çevresini değil, kendisini de sorgulamalı…“Ben ne yaptım?… Benim davranışım karşımdakini nasıl etkiledi?… Ben de bu sorunun bir parçası olabilir miyim?… İşte toplumsal olgunluk böyle oluşur!…Sadece karşıya ayna tutmakla yol alınmaz…İnsanın kendi kusurunu düzeltmesi için önce kendi yüzünü görmesi gerekir.Siyasette, eğitimde, ailede, iş hayatında, sosyal medyada biraz da kendimize bakmamız lazım…Sürekli başkasının yanlışını arayan insan, zamanla kendi yanlışlarını göremez hale gelir…Ve bunun sonunda ortaya ilginç bir toplum çıkar:Konuşan ama dinlemeyen… Hak isteyen ama sorumluluk istemeyen… Dürüstlükten söz eden ama en küçük bir menfaat karşısında sözünü yutan…Şunu bilin ki, toplumsal çürüme büyük skandallarla değil, sosyal hayatın içindeki küçük çelişkilerin normalleşmesiyle başlar…

Google Kaynak Tercihleri
Sıradan Aramaları Unut
Sadece senin için en değerli olan kaynaklarla akışı şekillendir.
HERKESİN HAKLI OLDUĞU TEK MEMLEKET!...
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Şehrin Sesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Takip Et