İki aylık mola, Casey'nin beklediğinden çok farklı geçti. Ağır akan gündelik hayat, temiz sofralar ve denizde geçen uzun saatler bakış açısını kökten değiştirdi. 'Zamanımı dağlarda ve deniz kenarında geçiriyordum. Günde 7-8 kilometre yürüyordum. Nasıl bir hayatın içine girdiğime dair hiçbir fikrim yoktu' diyor.
Değişimi aynada da görmüş: 'Biraz kilo verdim. Denizde ve güneşte o kadar çok vakit geçirdim ki cildim ışıl ışıl oldu, zihnim de berraklaştı.' Sofrasının da değiştiğini anlatıyor: 'Hiçbir şey işlenmiş değil, her şey doğrudan çiftçiden geliyor. Bol balık, sebze, yumurta, makarna ve ekmek yiyoruz.'
Casey'yi en çok etkileyen şeylerden biri de köylerdeki yaşlıların birbirine bu kadar bağlı olması. Yaşlı erkekler sabah kahvesini ya da öğleden sonra biralarını sokakta oturup birlikte içiyor. Bizim kasabalardaki kahvehane muhabbetini hatırlatan bu sahnenin bir benzeri kadınlarda da var. Onlar da hayatı birlikte yaşıyor ama gündemleri çoğunlukla aile.
