1. Haberler
  2. Genel
  3. KOKARCA TEHDİDİ BÜYÜYOR, FINDIĞIN GELECEĞİ TEHLİKEDE!

KOKARCA TEHDİDİ BÜYÜYOR, FINDIĞIN GELECEĞİ TEHLİKEDE!

KOKARCA TEHDİDİ BÜYÜYOR, FINDIĞIN GELECEĞİ TEHLİKEDE!
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

KOKARCA TEHDİDİ BÜYÜYOR, FINDIĞIN GELECEĞİ TEHLİKEDE!
KOKARCA TEHDİDİ BÜYÜYOR, FINDIĞIN GELECEĞİ TEHLİKEDE!
veya linki kopyala

Fındık üreticisi çaresiz, kokarca yayılıyor, mücadele yetersiz kalıyor. Bugün gerekli önlemler alınmazsa yarın yalnızca üreticiyi değil, Türkiye'nin dünya fındık piyasasındaki gücünü de kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabiliriz. Türkiye'nin dünya fındık üretimi ve ihracatındaki öncü konumu tehlikeli bir sınavdan geçiyor.

Fındık bahçelerini tehdit eden kahverengi kokarca zararlısına karşı yürütülen mücadele, üreticinin beklentilerini karşılayacak ölçüde sonuç vermiş değil. Zararlının yayılmaya devam etmesi, özellikle Giresun başta olmak üzere fındık üretimi yapılan illerde ciddi kaygılara neden oluyor. Ortada görmezden gelinemeyecek bir gerçek var: Fındık üreticisi, emeğini ve geçimini tehdit eden bir zararlıyla mücadele ediyor.

Ancak bu mücadelede üreticinin tek başına bırakılması kabul edilemez. Kahverengi kokarca meselesi, artık yalnızca tarımsal bir sorun olmaktan çıkmıştır. Bu mesele, üreticinin geleceği, bölge ekonomisinin devamlılığı ve Türkiye'nin fındık ihracatındaki rekabet gücüyle doğrudan bağlantılıdır.

Tehlike büyürken alınacak önlemlerin gecikmesi, yarın çok daha ağır sonuçlarla karşılaşmamıza neden olabilir. Fındık bahçeleri alarm veriyor
Karadeniz insanının geçim kaynağı olan fındık, yalnızca bir tarım ürünü değildir. Giresun'un ekonomik ve sosyal hayatının temel taşlarından biridir.

Binlerce ailenin geçimi, çocukların eğitimi, esnafın kazancı ve bölgedeki ticari hayat, doğrudan ya da dolaylı olarak fındığa bağlıdır. Kahverengi kokarca ise bu düzeni tehdit ediyor. Bitkilerin öz suyunu emerek beslenen bu zararlı, fındıkta verim ve kalite kaybına yol açabiliyor.

Üstelik çok sayıda bitki türünde beslenebilmesi ve uygun koşullarda yayılabilmesi, mücadeleyi daha da zorlaştırıyor. Sorun yalnızca bu yılın ürünüyle sınırlı değil. Zararlının yayılması ve kontrol altına alınamaması, üreticinin gelecek yıllara ilişkin beklentilerini de olumsuz etkiliyor.

Üretici bir yandan artan gübre, ilaç, işçilik ve bakım maliyetleriyle uğraşırken diğer yandan bahçesini kokarcadan korumaya çalışıyor. Ürünün fiyatı emeğinin karşılığını vermediğinde ise üreticinin dayanma gücü daha da azalıyor. Şimdi şu soruyu sormak gerekiyor: Bütün bu yükün altında ezilen üretici, fındık üretimini daha ne kadar sürdürebilecek?

Mücadele var ama sonuç nerede? Tarım ve Orman Bakanlığı ile il ve ilçe tarım müdürlüklerinin zararlıya karşı yürüttüğü çalışmalar elbette önemlidir. Ancak bir mücadelenin başarısı, yalnızca yapılan toplantılarla, yayımlanan duyurularla veya dağıtılan bilgilendirme broşürleriyle ölçülemez.

Önemli olan, zararlının yayılmasının ne ölçüde önlendiği, üreticinin ne kadar korunduğu ve uygulanan yöntemlerin sahada hangi sonuçları verdiğidir. Üreticinin beklentisi açıktır: Daha etkili, daha kapsamlı ve sonuçları izlenebilir bir mücadele programı. Eğer mevcut çalışmalar zararlının yayılmasını önlemekte yetersiz kalıyorsa yöntemler yeniden değerlendirilmelidir.

Mücadelenin nerede başarılı olduğu, nerede aksadığı açıkça ortaya konulmalı; eksiklikler giderilmelidir. Tarım müdürlüklerinin görevi yalnızca üreticiye mücadele çağrısı yapmak değildir. Üreticiyi doğru yöntemler konusunda bilgilendirmek, uygulamaları koordine etmek, zararlının yoğun olduğu alanları izlemek ve gerektiğinde daha kapsamlı tedbirler için ilgili kurumları harekete geçirmek de bu sürecin parçasıdır.

Burada amaç kurumları suçlamak değil, mevcut tehlikenin büyüklüğüne uygun bir mücadele yürütülmesini sağlamaktır. Çünkü zaman kaybının bedelini en ağır biçimde üretici ödeyecektir. Kahverengi kokarcayla mücadelede tek bir yöntemle başarı sağlanmasını beklemek gerçekçi değildir.

Bilimsel verilere dayanan, bölgesel koşulları dikkate alan ve üreticiyi sürecin aktif bir parçası hâline getiren bütüncül bir program uygulanmalıdır. Kışlaklarda, evlerde, depolarda ve diğer uygun barınma alanlarında yürütülecek çalışmalar, ilkbahar ve yaz dönemindeki bahçe uygulamalarıyla koordineli biçimde sürdürülmelidir. Üreticiler, doğru zamanda ve doğru yöntemle mücadele konusunda uzman desteğine erişebilmelidir.

Kimyasal mücadele ise gelişigüzel değil, yetkili kurumların önerileri ve bilimsel değerlendirmeler doğrultusunda uygulanmalıdır. Doğal dengeyi koruyan biyolojik mücadele seçenekleri de araştırılmalı ve uygun olan yöntemler yaygınlaştırılmalıdır. Bunun yanında, zararlının komşu bahçelerden veya farklı barınma alanlarından yeniden yayılabileceği gerçeği göz önünde bulundurulmalıdır.

Bir üreticinin tek başına yaptığı mücadele, çevresindeki alanlarda gerekli önlemler alınmadığında yetersiz kalabilir. Bu nedenle mücadele, bahçe bahçe ve köy köy koordinasyon içinde yürütülmelidir. Kısacası, kokarcayla mücadele bireysel çabaların ötesine geçmeli; kamu kurumlarının, bilim insanlarının, yerel yönetimlerin, meslek kuruluşlarının ve üreticilerin ortak sorumluluğu hâline gelmelidir.

Giresun'un fındığı sahipsiz bırakılamaz
Fındığın anavatanı olarak anılan Giresun, kendine özgü kalite özellikleriyle Türkiye'nin fındık üretiminde özel bir yere sahiptir. Buradaki fındık bahçelerinin zarar görmesi, yalnızca bölgedeki üreticinin gelirini değil, ülkenin önemli bir tarımsal değerini de ilgilendirir. Giresun'da üretim alanlarının önemli bir bölümünün eğimli arazilerde bulunması, bakım ve hasat maliyetlerini artırabiliyor.

Böyle bir ortamda kokarca nedeniyle yaşanabilecek verim ve kalite kayıpları, üreticinin ekonomik yükünü daha da ağırlaştırabilir. Üretici bahçesine bakmak, gübre atmak, hastalık ve zararlılarla mücadele etmek için harcama yapıyor. Bütün bu emeğin sonunda yeterli ve kaliteli ürün alamazsa üretimin sürdürülebilirliği tartışmalı hâle gelir.

Bu nedenle Giresun'da yürütülecek mücadele, bölgenin arazi yapısı ve üretim koşulları dikkate alınarak planlanmalıdır. Küçük üreticinin kendi imkânlarıyla karşılayamayacağı maliyetler ve ihtiyaçlar için destek mekanizmaları geliştirilmelidir. Giresun'un yanı sıra Ordu, Trabzon, Samsun, Sakarya, Düzce ve diğer fındık üretim bölgelerinde de ortak bir mücadele anlayışı benimsenmelidir.

Zararlı sınır tanımadığına göre mücadele de il sınırlarına sıkıştırılmamalıdır. Üretici bahçesini terk ederse ne olacak? Asıl tehlike, yalnızca kokarcanın ürüne zarar vermesi değildir.

Asıl tehlike, üreticinin geleceğe ilişkin umudunu kaybetmesidir. Üretim maliyetleri yükselirken ürün kaybı yaşanır, mücadele için gereken destek sağlanamaz ve üretici emeğinin karşılığını alamazsa bahçesine ayırdığı zamanı ve parayı sorgulamaya başlar. Bugün fındık üretimini sürdürmekte zorlanan bir üretici, yarın bahçesinin bakımını azaltabilir.

Sonraki aşamada üretimden uzaklaşabilir. Bu durumun yaygınlaşması, yalnızca bir sezonun değil, gelecek yılların üretim kapasitesini de olumsuz etkileyebilir. Böyle bir tablonun ortaya çıkması, Türkiye'nin dünya fındık piyasasındaki güçlü konumunu da riske atabilir.

Türkiye'nin fındık ihracatındaki öncü konumu, kendiliğinden korunacak bir avantaj değildir. Bu konumun sürdürülebilmesi için üretim alanlarının korunması, kalite standardının devam ettirilmesi ve üreticinin desteklenmesi gerekir. Dünya pazarlarında güçlü olmak istiyorsak önce bahçemizi, ağacımızı ve üreticimizi korumalıyız.

Fındık ihracatında elde edilen geliri konuşurken bu gelirin kaynağı olan üreticiyi unutamayız. Üretici olmadan sürdürülebilir üretim, üretim olmadan da ihracat gücü olmaz. Artık söz değil, sonuç zamanı!

Tarım ve Orman Bakanlığı öncülüğünde ilgili kurumlar bir araya gelmeli; zararlının yayılımını, mücadele uygulamalarını ve elde edilen sonuçları ortaya koyan düzenli değerlendirmeler yapılmalıdır. Üniversiteler, araştırma enstitüleri, ziraat odaları, kooperatifler ve yerel yönetimler bu mücadelenin dışında kalmamalıdır. Üreticinin yaşadığı sorunlar sahadan dinlenmeli, çözüm önerileri uygulamaya dönüştürülmelidir.

Bütün bunlar yapılırken üreticinin kendi sorumluluğunu yerine getirmesi de önemlidir. Ancak mücadele yükünün tamamını üreticinin omuzlarına bırakmak doğru değildir. Kamu otoritesi koordinasyonu sağlamalı, bilimsel rehberlik sunmalı ve gerekli destekleri oluşturmalıdır.

Çünkü kokarca tehdidi yalnızca üreticinin sorunu değil, Türkiye'nin tarımsal geleceğini ilgilendiren ulusal bir meseledir. Son söz
Fındık bahçelerinde alarm zilleri çalıyor. Üretici kaygılı, gelecek belirsiz ve zararlıya karşı mücadelede daha etkili sonuçlar alınması gerekiyor.

Bugün gerekli önlemler alınmazsa yarın çok daha büyük kayıplarla karşılaşabiliriz. Üreticinin bahçesine küstüğü, bakım masraflarını karşılayamadığı ve üretimden uzaklaştığı bir Türkiye, dünya fındık piyasasındaki avantajlarını korumakta zorlanacaktır. Bu nedenle yetkililere açık bir çağrıda bulunuyoruz: Kahverengi kokarca sorununu sıradan bir tarımsal mücadele başlığı olarak görmeyin.

Tehdidin boyutunu dikkate alın, eksikleri tespit edin ve üreticiyi koruyacak kapsamlı bir eylem programını kararlılıkla uygulayın. Giresun başta olmak üzere bütün fındık üretim bölgelerinde üreticinin sesine kulak verin. Bilim insanlarının önerilerini dikkate alın.

Mücadeleyi zamanında, koordineli ve sürdürülebilir hâle getirin. Yarın çok geç olmadan harekete geçin. Çünkü tehlike büyürken kaybedilen yalnızca fındık değildir; üreticinin umudu, bölgenin ekonomik geleceği ve Türkiye'nin dünya fındık piyasasındaki gücüdür.

Fındığı korumak, üreticiyi korumaktır. Üreticiyi korumak ise Türkiye'nin geleceğine sahip çıkmaktır.

Google Kaynak Tercihleri
Sıradan Aramaları Unut
Sadece senin için en değerli olan kaynaklarla akışı şekillendir.
KOKARCA TEHDİDİ BÜYÜYOR, FINDIĞIN GELECEĞİ TEHLİKEDE!
Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Şehrin Sesi ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Takip Et