Kira artıyor, ciro yerinde sayıyor, işletme sahibi bir süre 'toparlanır' diye bekliyor. Beklerken kendi maaşını almıyor, primini erteliyor, tedarikçiden biraz daha vade rica ediyor. Bu bekleyişin adı umut. Umut güzel bir duygudur, insanı sabah yataktan kaldırır. Plan yerine geçtiği gün ise sessizce tehlikeli bir şeye dönüşür.
Umut yakıttır, direksiyon değil.
Bu hafta gündeme bir de faiz haberi düştü. Merkez Bankası 22 Ekim'deki toplantısında politika faizini 100 baz puan indirerek yüzde 37'den yüzde 36'ya çekti. Esnaf için anlamlı bir haber bu, çünkü krediye erişimin maliyeti yavaş da olsa geriliyor demek.
Yine de dürüst olmak gerekiyor. Bir puanlık indirim, kirası bir yılda katlanmış bir dükkânın kaderini tek başına değiştirmez. Faizin düşmesi kapıyı biraz aralar.
İçeri girip girmemek, girerse ne yapacağı yine işletme sahibinin kararıdır. Ucuzlayan kredi iyi kurulmuş bir işi hızlandırır. Kötü kurulmuş bir işi ise yalnızca biraz daha uzun süre ayakta tutar.
Ucuz borç yanlış yolu kısaltmaz, sadece hızlandırır.
Bu yazıyı karamsar bir tablo çizmek için yazmıyorum. Aynı verinin içinde gözden kaçan bir rakam daha var. Ocak ile eylül arasında 219 bin 177 iş yeri esnaf siciline kaydolmuş. Kepenk indirenlerin iki katından fazla insan, bir yerlerde yeni bir kepenk kaldırmış. Bu ülkenin insanı hâlâ kendi işini kurmaya inanıyor. Bütün zorluklara rağmen sabahın erken saatinde bir dükkânın önünde cebinde anahtar arayan yüz binlerce insan var. Bunu küçümsemek, en az kapanışları görmezden gelmek kadar yanlış olur.
Asıl soru da tam burada başlıyor bence. Bu 219 bin kişiden kaçı bir yıl sonra o kepengi hâlâ kaldırıyor olacak? Ders kitapları bu soruya sermaye, yer seçimi, rekabet gibi başlıklarla cevap verir. Sahada gördüğüm cevap daha sade. Ayakta kalanlar genellikle müşterisini adıyla tanıyan, komşusuyla konuşan, kötü haberi erken duymayı seçen insanlar oluyor.
Sınıfta bunu anlatırken öğrencilerim bazen hayal kırıklığına uğrar. Daha teknik, daha parlak bir cevap beklerler. Oysa küçük işletmenin hayatta kalma sırrı çoğu zaman o kadar sıradandır ki kimse onu ders kitabına koymaya değer bulmaz. Müşteriye kapıda selam vermek, veresiye defterini zamanında mak, cumartesi sabahı herkesten yarım saat önce açmak. Bunlar bir yatırımcı sunumunda yer almaz. Yine de bir dükkânı on yıl ayakta tutan şey çoğu zaman bunlardır.
İzmir esnafının eski bir alışkanlığı vardır. Akşam kepengi indirmeden önce yan dükkâna seslenilir: 'Bugün nasıldı?' Bu sorunun cevabı hiçbir zaman net bir rakam olmaz. 'Fena değil' denir, 'idare eder' denir, bazen sadece omuz silkilir.
Fakat o kısa konuşmada müthiş bir bilgi akar. Hangi ürün dönüyor, hangi müdavim artık uğramıyor, sokağın başına ne açılacak, kira sözleşmesi yenilenince kim ne kadar zam yemiş. Mahalle esnafı, kimse ona rapor hazırlamadığı zamanlarda bile piyasayı bu akşam sohbetleriyle okurdu.
