Araştırmacılar başlangıçta bölgede yalnızca bakterilere rastlamayı bekliyordu. Ancak genetik analizler çok daha farklı bir tablo ortaya çıkardı.
Kan Şelalesi çevresindeki örneklerde, hücre çekirdeğine sahip karmaşık mikroskobik ökaryotlardan oluşan zengin bir topluluk belirlendi. Diyatomlar, dinoflagellatlar, haptofitler ve silli tek hücreliler gibi deniz kökenli canlıların varlığı, bölgenin biyolojik geçmişine dair şimdiye kadarki en güçlü kanıtlardan biri olarak değerlendiriliyor.
Antik Deniz Suyunun İzi Hâlâ Yaşıyor Olabilir
Bilim insanları daha sonra Blood Falls'tan elde edilen genetik verileri kilometrelerce uzaklıktaki deniz buzu ve deniz suyu örnekleriyle karşılaştırdı.
Sonuçlar, Kan Şelalesi'ndeki canlı topluluğunun deniz ortamıyla belirgin bir genetik akrabalık taşıdığını gösterdi. Rüzgarla taşınan mikroorganizmaların bu tabloyu açıklamaya yetmeyecek kadar az olması ise dikkat çekti.
Bu nedenle araştırmacılar, Taylor Buzulu'nun altında bulunan demir bakımından zengin tuzlu suyun, milyonlarca yıl önce buzun altında hapsolan antik deniz suyunun kalıntısı olduğu görüşünün artık çok daha güçlü kanıtlarla desteklendiğini belirtiyor.
