Üstüne bir de TFF’ye dert yanılır: 'Yabancı kuralı yüzünden yabancı ülkelere çalışıyoruz. Kalem kâğıt sizde varsa bende de çok var kalem kâğıt, hesap yapıyoruz…' Teknik direktör mü konuşuyor, yoksa ay sonunu getiremeyen memur mu? Ayırt etmek imkânsız.
Peki bu kulübün iletişim departmanı nerede?
Ortada iki ihtimal var:
Ya koca iletişim ekibi profesyonel bir medya stratejisi kurmak yerine sadece maç sonu görselinin altına hangi emojinin konulacağına ve iki satır slogana bakıyor…
Ya da ekip yapması gereken her şeyi hazırlıyor, dosyayı masaya koyuyor ama içeriden 'Ben kırk yıllık futbol adamıyım, takımı nereden nereye getirdim, bu yaştan sonra ne konuşacağımı bunlara mı soracağım?' egosu yükseliyor.
Meseleye sakın 'Hoca içinden geldiği gibi dobra dobra konuşuyor' diye bakmayın. Bir camiayı ayakta tutan şey yalnızca doksan dakika koşan ayaklar değil, mikrofonun arkasındaki akıldır.
Mikrofonun başına geçip milyonluk dünya yıldızına 'çocuk' dersen…
Soyunma odasını kahvehane sohbetine çevirirsen…
Avrupa devinin karşısına daha düdük çalmadan mazeretle çıkarsan…
Sahada kazandığın her şeyi, mikrofonun başında bozuk para gibi harcar gidersin.
Neyse yani, çok da şey yapmamak lazım aslında…
Dediğim gibi sonuçta biz ekip olarak bu yazıdan da çok güzel dersler çıkardık kendimize!
Şimdi önümüzde çok kritik bir yazı daha var; ona da en az bu yazı kadar çok okunacak şekilde, aynı ciddiyetle, satır satır hazırlanıp konsantre olacağız.
Bizim elimizde de çok kalem kâğıt var, biz de burada hesap kitap yapıyoruz…
Hadi teşekkür ediyoruz, iyi akşamlar diliyorum, sağ olun yani!
