Muhafazakâr kesimler eleştirmeyi pek sevseler de, Atatürk ve İnönü dönemleri, devlet adamlarındaki ahlâkî üstünlük bakımından hiçbir dönemle kıyaslanamaz. Millî Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in II. Dünya Harbi’nin o yokluk yıllarında, evine, herkesin yediği çamur gibi ekmeği götürdüğünü okumuştum.
O zamanki devlet adamları makamlarını kendilerine tanınan bir imtiyaz olarak değil, halka hizmet yeri olarak görürlerdi. İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı dönemini siyaseten eleştirsek de, ‘devletin devlet adamlarına teslim edildiği bir dönem’ olduğunu teslim etmek durumundayız. Demokrat Parti iktidarı için de benzer sözleri rahatlıkla söyleyebiliriz.
Başbakan rahmetli Adnan Menderes Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığını kurduğunda, başına siyasî görüşüne aldırmadan (Topaloğlu CHP’liydi), o konunun uzmanı olan İhsan Topaloğlu’nu getirmişti! Yâni, emanet ehline verilmişti. Nisa Suresi 58.
Âyet der ki “Emaneti ehline veriniz. Hükmettiğinizde adaletle hükmediniz”. Bu âyete uyulsaydı, toplumda bu boyutlarda bir çürüme söz k onuşu olabilir miydi?
Yakın tarihimizin en büyük yozlaşma hâdisesi 27 Mayıs Askerî Darbesinin Meclise kabul ettirdiği 1961 anayasasıdır. Rahmetli Süleyman Demirel’in “bu anayasa bize bol geliyor” eleştirilerini hatırlarım. Biz o zaman karşı cephede olduğumuz için Demirel’in hiçbir sözüne itibar etmedik ve üzerinde düşünmedik çünkü siyaset işte böyle bir şey.
Bugün yaşadığımız çok partili hayatın bütün çirkefliklerinin sebebi, 27 Mayıs anayasasıdır diyebilirim. Sonra Özal geldi ve “Benim memurum işini bilir” dedi! Günümüze gelecek olursak:
Asrın en büyük yolsuzluğu olan Fon yolsuzluğu üzerinde günlerdir tartışılıyor.
Elbetteki tartışılmalıdır. Aynı zamanda bir eski bakan olan AK Parti Genel Başkan yardımcısı bir Hanımefendi’nin 162 milyon liralık fon yatırımı, çok kısa bir zamanda nasıl 1 milyar liranın üzerinde bir getiri getirebilir? Bir devlet memuru nasıl bu kadar yüksek bir meblağa sahip olabilir?
İkincisi, açığa çıkacağını hiç düşünmeden nasıl olur da bu miktarda bir parayı fon piyasasına yatırabilir? Bu nasıl bir özgüvendir? Bu hâdise bürokrasimiz için bir yüz karasıdır ve devletimiz için bir beka meselesidir.
Ne yazık ki bu ülkede bazı bürokratlar, yolsuzluklarını, Atatürk’ü maske yaparak maktadır, bir diğer kesim ise muhafazakâr kimlikleriyle yolsuzluklarını örtmektedir. Meselâ, Atatürkçü kesimler, belediyelerdeki yolsuzlukları görmezden gelirken fon yolsuzluklarını şiddetle eleştirmektedirler. Yaptıkları doğrudur fakat belediyelerdeki yolsuzlukları da aynı şiddetle eleştirerek topluma örnek olmaları gerekmez miydi?
Toplumdaki bu ahlâkî çürüme ve yozlaşma için mutlaka bir şeyler yapılmalıdır ki ilk aklıma gelen, öncelikle, siyasetçilerimizin, milletimizin yüksek millî ve manevî değerlerine sahip yurttaşlar arasından seçilmelerinin sağlanması; milletvekili dokunulmazlığının, kürsü dokunulmazlığı ile sınırlandırılması, milletvekillerine ömür boyu sağlanan bâzı aşırı imtiyazların kaldırılmasıdır.
