

Yapay zekâ tartışmasını teknoloji tartışması sanmak klasik bir yönetim hatası. Asıl soru şu:
“Bu okul, çocukta hangi insan kapasitesini büyütmek için var?”
Benim “bilgece” çerçevem (Bilgelik Pedagojisi çizgisiyle):
Yönelim → Uygulama → Farkındalık → Paylaşım
Yönelim: Pusulayı netleştir
Okul şunu yazılı hale getirmeli: Yapay zekâ bizim için neyin aracı, neyin yerine geçemez? “Kolaylaştırma” ile “çocuğun yerine yapma” arasındaki kırmızı çizgi nerede?
Uygulama: “Söyleyen AI” değil “öğreten AI”
Yapay zekâ cevap veren bir ‘kopya makinesi’ gibi konumlanırsa öğrenme çöker. Koç gibi konumlanırsa öğrenme büyür: ipucu verir, soru sorar, düşünmeyi yapılandırır, süreç geri bildirimi verir.
Sınıfta bunun karşılığı:
Soru üretme görevleri (problem bulma).
Kanıtla konuşma (kaynak değerlendirme, çapraz kontrol).
Üretim odaklı çıktılar (rapor, prototip, sunum, toplumsal fayda projesi).
Farkındalık: AI okuryazarlığı “buton eğitimi” değildir
“ChatGPT nasıl kullanılır” anlatmak tek başına okuryazarlık değildir. Okuryazarlık şunları içerir: model yanılabilirliği, önyargı ve yönlendirme, kaynak doğrulama, veri izi ve mahremiyet, ne zaman kullanılmaması gerektiği.
Paylaşım: Yasak/serbest ikiliği yerine ortak kültür
Okulun bir “AI kullanım protokolü” olmalı:
Şeffaflık: “AI kullandıysam nerede, nasıl?”
Emeğe saygı: “Ben ne ürettim, AI ne katkı verdi?”
Değerlendirme: Ürün kadar süreç (taslaklar, düşünme adımları, geri bildirim döngüsü).




